12 Eylül 1980. Amerikancı askerler yönetime el koydu. ABD’liler “Bizim çocuklar başardı.” dedi. Demokrasi son buldu. Sonrası hep çeyrek demokrasi oldu. Hak ve özgürlükler askıya alındı.

12 Eylül 2010. AKP darbeyle hesaplaşacağını iddia etti. Referandumdan “Evet” oyu çıktı. AKP ve RTE diktasının önü açıldı.

Yazmaya 12 Eylül 1980 darbesi ile başlayalım.

Darbe sonrası Türkiye Cumhuriyeti kamu ve kuruluşlarında dönemin devlet yöneticilerinin emri ile anarşist ilan eden 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, yine Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi ve 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı). İdamları istenen 259 kişinin dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderildi. Yine 71 bin kişi Türk Ceza Kanunu’nın 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

Aynı dönem 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı ve aralarında Hürriyet, Millî Gazete ve Ortadoğu’nun da olduğu 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi aynı dönem yapılan açlık grevlerinde öldü, 16 kişi -kaçarken- vuruldu, 95 kişi -çatışmada- öldü, 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi, 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

12 EYLÜL KURUMLARI ve YASALARI

12 Eylül 2010 referandumunda AKP 12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşacağını iddia etti. Liboşlar, yetmez ama evetçiler, sahte solcular AKP’nin kucağına düştü. BDP, SDP, EHP, ESP, DİP gibi şu anki HDP’nin bileşenleri boykota giderek referandumda “Evet” çıkmasının önünü açtı.

12 Eylül’den bu yana 36 yıl geçti. Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığını Özal’a devredişinin üzerinden yaklaşık 27 yıl geçti. 12 Eylül’le hesaplaşacağını iddia eden AKP darbe yasalarını ve kurumlarını korudu. Hatta kendi çıkarlarına düzenledi.

SEÇİM BARAJI YERLİ YERİNDE
13 yıllık AKP iktidarı boyunca, partinin sözcüleri ve medyadaki yandaş kalemler, “askeri vesayetle hesaplaşma” sloganını ağızlarından düşürmese de, askeri darbeyi kurumsallaştıran 1982 Anayasası’nın getirdiği yüzde 10’luk seçim barajı, yaklaşan 7 Haziran Genel Seçimi öncesinde AKP iktidarı tarafından adeta koruma kalkanına alındı. Bugün 12 Eylül’ün yüzde 10 seçim barajı, iktidar savunucuları tarafından “istikrarın teminatı”, olası bir koalisyon hükümeti ise “ülkeyi kaosa götürecek sürecin başlangıcı” olarak kabul ediliyor.

DARBE KURUMLARI AKP’YE ÇALIŞIYOR

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK): 1981’de kuruldu. 2010 referandumu ile düzenlendi. AKP iktidarı tarafından kullanılmaya devam ediyor. AKP ve yandaşlarına yönelik herhangi bir soruşturmada soruşturmayı yönetenler ya görevden alınıyor ya da görev yeri değiştiriliyor.

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK): 1982 Anayasası’nın kuruluşlarından. Üniversiteleri kontrol etmek için kullanılıyor. Rektör oylamalarının sonucu YÖK’e gidiyor. YÖK en çok oy alan 3 adaydan en yandaş olanı 1. sıraya yazıyor. Cumhurbaşkanı onaylıyor. Hep demokrasiden bahseden AKP rektör seçimlerinde pek demokratik olmuyor. Bunun sonucunu 15 Temmuz darbe girişiminden sonra gördük. Cemaatçi rektörlerin hepsi YÖK tarafından 1. Sıraya yazılmıştı!

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK): 1961 Anayasası’nda “özerk” olarak tanımlanan kurul, 1982 Anayasası’yla birlikte “üst kurul” olarak düzenlendi. Kurulun yetkileri, 2004 yılından itibaren “Avrupa Birliği’ne uyum” çerçevesinde sınırlandırılmış olsa da, bugün AKP iktidarı tarafından medyaya tahakkümün önemli bir aracı olarak işlev görüyor.

Siyasi Partiler Yasası: 12 Eylül darbesinin en karakteristik özelliklerinden olan bu yasa, esas olarak partilerin demokratik tarzda örgütlenmelerini yasal düzlemde olanaksız hale getiriyor ve lider sultasına dayalı siyaset anlayışını teşvik ediyor. Yasanın birçok maddesi, özellikle sol partiler açısından örgütlenmeyi ve parti teşkilatlarının geliştirilmesini engelliyor.

Yukarı da yazdıklarımın dışında “Zorunlu Din Dersi”, “Grev Erteleme Yasası” vs. uygulamalar hala devam ediyor. 98 yaşında ölen Kenan Evren, AKP iktidarı zamanında devlet töreni ile uğurlandı(!). AKP darbeyle hesaplaşmadı. Darbeyi kendi çıkarları için kullandı ve kullanmaya devam ediyor…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: