Yaklaşık 1 aydır Manisa’daki askeri kışlalarda 4 kez gıda zehirlenmesi vakası yaşadı. Binlerce askerimizi etkileyen gıda zehirlenmeleri ihmal mi? Yoksa bir terör eylemi mi? Şu ana kadar açıklığa kavuşturulamadı. Kesin olarak bildiğimiz 4 kez gıda zehirlenmesi vakası yaşandığı ve binlerce askerimizin hastanelerde tedavi altına alındığıdır.

İlk zehirlenme vakası 23 Mayıs tarihinde yaşandı. Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugay komutanlığına bağlı olan Albay Arif Seyhun kışlasında (Batı kışlası) 1070 askerimiz akşam yemeğinden etkilenerek mide bulantısı ve bağırsak enfeksiyonu şikâyetinden dolayı hastanelerde tedavi altına alındı ve Er Hüsnü Özer şehit oldu.

Askerlerin akşam yemeğinde yedikleri hindi etinden dolayı zehirlendiği iddia edildi ama Manisa valisi Mustafa Hakan Güvençer iddiaları kesin bir dille reddetti. 1070 askerimizin mide bulantısı şikâyetiyle hastaneye kaldırılması Valiye göre normal bir durumdu. Endişelenecek bir durum yoktu.

Aradan 4 gün geçti… Bu kez 27 Mayıs tarihinde Manisa Kırkağaç 6.Jandarma Komando Eğitim Alayında 64 askerimiz yine mide bulantısı ve bağırsak enfeksiyonu nedeniyle hastaneye kaldırıldı.

4 gün arayla iki kez askeri kışlalarda yaşanan gıda zehirlenmesi vakaları Manisa Cumhuriyet başsavcılığını harekete geçirerek olay hakkında soruşturma açıldı.

Uzmanlar, akşam yemeğindeki hindi etinin askerleri zehirlemiş olabileceğini söylüyordu. Ancak Manisa valisine göre bu olay da zehirlenme değildi.  Valiye göre askerlerimiz midelerini üşütmüştü ve tıp literatüründe yeni bir hastalık ekleyerek “Psikolojik zehirlenme” yaşadıklarını söyledi. Yani askerler zehirlenmedikleri halde zehirlenmiş gibi hissediyorlardı.

Manisa valisinin insanların zekâsıyla dalga geçen açıklaması toplumda büyük tepkiye neden oldu. Ancak Manisa Valisi, tepkilere kulağını tıkayarak hiçbir şey olmamış gibi görevine devam etti

3.  zehirlenme vakası 16 Haziran’da yaşandı. Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugay komutanlığına bağlı olan General Seyfettin Çalbatur kışlasında 85 askerimiz mide bulantısı ve bağırsak enfeksiyonu şikâyetiyle hastaneye gitti. 69 askerimiz Manisa devlet ve Manisa Merkez Efendi devlet hastanelerinde tedavi altına alındı.

Önceki 2 zehirlenme vakasında olayı mide üşütmesi diye geçiştiren Manisa valisi 3. Vakada olayın gıda zehirlenmesi olduğunu nihayet kabul etti ve askerlerimizin akşam yemeğinde yediği Hindi ve makarnada Salmonella bakterisinin tespit edildiğini açıkladı.

Tam bu olay konuşuluyordu ki ertesi gün yine Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugay komutanlığına bağlı olan Albay Arif Seyhun kışlasında 731 askerimiz, mide bulantısı ve bağırsak enfeksiyonu nedeniyle tedavi altına alındı.

1 aydır sesi çıkmayan Milli savunma Bakanı, 4. Zehirlenme vakasından sonra ilk kez konuştu. Ancak öyle bir açıklama yaptı ki keşke hiç konuşmasaydı dedirtti. Bakana göre askerlerimizin zehirlenmesinin nedeni depremler nedeniyle yer altı sularının kirlenmesi olabilirdi.

Bu komik açıklamadan sonra Milli Savunma Bakanı, çabuk geri adım atarak suların temiz olduğunu açıkladı ve çok önemli bir açıklamada daha bulundu.

Bakan Fikri Işık, 23 Mayıs’taki vakada Salmonella bakterisinin tespit edildiğini açıkladı. Oysa Manisa Valisi, o günlerde olayın kesinlikle zehirlenme olmadığını söylemişti. Böylece 23 Mayıs’taki vakanın zehirlenme olduğu ve Vali’nin yanlış bilgi verdiği kesinleşti.

1 ay içindeki 4. Zehirlenme vakasından sonra Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı olay hakkında 2. Kez soruşturma açtı ve askeri kışlalara yemek hizmeti veren Rota isimli şirketinin 21 çalışanı ve yöneticisi gözaltına alındı.

Son zehirlenme vakasından sonra CHP Manisa vekili Mazlum Nurlu’nun 5 gün önce askerlerimizin zehirlenmesinin araştırılması için meclise verdiği önergenin AKP vekillerinin oylarıyla reddedildiği ortaya çıktı. Yani hükümet, askerlerimizin zehirlenmesine açıkça göz yummuştu.

Mevzu hakkında sorulması gereken çok soru var.

Birincisi askerlerimizin yemeklerini neden bir özel şirket yapıyor? Bir özel şirketin hazırladığı yemekleri askerlerimize yedirmek açıkça bir güvenlik ihmali değil midir?

Türk ordusu, Çanakkale savaşında bile kendi yemeğini kendisi pişirmiştir ve yüzyıllardır ordunun kendi yemeğini yapması bir gelenektir.  Bu gelenek neden bozuldu? Binlerce askerimiz, yandaş bir yemek şirketine para kazandırmak için mi zehirlendi?

İkincisi 23 Mayıs’taki ilk vakadan beri olayın bir gıda zehirlenmesi açıkça belli olduğu halde neden Manisa valisi, 3.vakaya kadar zehirlenme iddialarını kabul etmedi?  Neden mide üşütmesi, psikolojik zehirlenme gibi zekâmızla dalga geçen açıklamalar yaptı?

Üçüncüsü, ilk zehirlenme vakasında en başta konuşması gereken kişilerden biri olan Milli savunma bakanı neden dördüncü zehirlenme vakasına kadar sustu? Ve neden Manisa Valisi üçüncü vakada zehirlenme iddiasını kabul ettiği halde “Deprem yüzünden olmuş olabilir” diyerek komik ötesi bir açıklama yaptı? Deprem, Manisa’da sadece askeri kışlalardaki askerlerimizi mi etkilemiş?

Dördüncüsü, binlerce askerimiz, gıda zehirlenmesinden dolayı hastanede yatarken neden Türk ordusunun başı olan Genelkurmay başkanı susuyor? Neden tek bir cümle dahi etmiyor?

Beşincisi, askerlerimize yemek hizmeti veren Rota şirketi hakkında neden dördüncü olaydan sonra soruşturma açıldı? Neden ilk zehirlenmede yemek şirketi hakkında bir işlem yapılmadı? Aynı olay Meclis’te yaşansa ve vekillerimiz zehirlenseydi bu kadar ihmalkâr davranılır mıydı?

Altıncısı, kışlalara yemek dağıtan Rota şirketi geçmişte 6 kez ismini değiştiren ve ihalede usulsüzlük yaptığı 2015 yılında iddia edilen bir şirket olduğu halde askerlerimiz neden geçmişi şaibeli bir şirkete bırakıldı? Bunun nedeni Rota şirketinin iktidara yakın bir şirket olması mıdır?

Yedincisi binlerce askerimiz zehirlendiği halde neden CHP nin meclise sunduğu araştırma önerisi reddedildi? Böyle bir olayın araştırılmamasının nedeni nedir? Hükümet, askerlerimizin zehirlenmesinin araştırılacak kadar değerli mi görmüyor? Yoksa yandaş Rota yemek şirketi mi korunuyor?

Ordu bir milletin göz bebeğidir. Bizim geleneğimizde ise ordu “peygamber ocağı” denilecek kadar kutsaldır. Çünkü Türk ordusu, Türk milletinindir. Analar evlatlarını dualar okuyarak orduya yollamaktadır.

Manevi değeri bu kadar yüksek olan ordumuzda, muhafazakâr olduklarını söyleyen bir iktidar döneminde 1 ay içinde 4 kez zehirlenme vakası yaşanması ve hükümetin bu olayın araştırılmasını reddetmesi tuhaf değil midir? Bu nasıl muhafazakârlık? Askerin önüne konulan tabaktaki yemeği bile koruyamayan muhafazakâr olur mu?

15 Temmuz darbe girişiminden sonra şu an Türk ordusunun okulu yok, hastanesi yok, mahkemesi yok… Ancak gıda zehirlenmeleri sonucunda gördük ki Türk ordusunun mutfağı, aşçısı da yokmuş. Koskoca Türk ordusu, özel şirketlerin yaptığı yemekleri yiyormuş

Bir devletin, ordusunu bu duruma düşürmesi utanılacak bir durumdur. Bir ordu bu kadar alçaltılamaz. Bu kadar küçük duruma düşürülemez. Askerinin yemeğine bile sahip çıkamayan bir devlet, yarın savaş çıktığında toprağına nasıl sahip çıkabilir? Cephede de askerlerin yemekleri özel şirketlerden mi gelecek?

Artık askerlerimizin zehirlenmesi son bulmalıdır. Olayın sorumluları ismine, iktidara yakınlığına bakılmadan cezalandırılmalıdır. Yoksa yarın 200 – 300 asker zehirlenerek şehit olursa kimse bu olayın altından kalkamaz. Şimdilik sadece 1 askerimizin şehit olması kimseyi gevşekliğe sürüklemesin.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: