CHP Genel Başkan’ı Kemal Kılıçdaroğlu bu haftaki grup toplantısını adalet yürüyüşünde yapıyor.

Kılıçdaroğlu’nun şimdiye kadar ki konuşmasından satır başları şöyle;

“Bir tarih yazıyoruz. Bir adalet tarihi yazıyoruz. Bu onurlu yürüyüşümüze katılmak isteyipte katılamayan milyonlarca vatandaşına selam ve saygı gönderiyorum. Ben kendim için yürümüyorum, ben adalet arayan bütün mağdurlar için yürüyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy versin vermesin herkesin hakkını savunurum. Bütün peygamberler adaletten yana olmuştur, adalet bu kadar soylu bir kavramdır!

Tarihte “lütuf” kelimesini firavunlar kullanırdı, günümüzde diktatörler kullanıyor. Haklarımı lütuf olarak gösterene diktatörlüğünü hatırlatırım.

Hep beraber adaleti savunacağız. Adaleti savunmak için kimseden emir alınmaz, adalet Allah’ın emridir.

2 ayrı 15 Temmuz var. Bir halkın 15 Temmuz’u, bir sarayın 15 Temmuz’u. Halk 15 Temmuz gecesi sokağa çıktı ve darbeye karşı durdu. 249 vatandaşımız şehit oldu. 20 Temmuz darbesini unutmayın. OHAL yetkisi hükümete verildi. Mecliste darbeyi araştırmak için komisyonlar kuruldu, ama en temel iki aktör komisyona gelmedi, izin verilmedi!

105.836 kamu görevlisinin sorgusuz sualsiz işine son verildi. Bunlar mı darbe yaptı? Herkes hain darbe girişimine karşı dururken saray bu darbe girişimi açığa  çıkmasın diye üstüne kapatmaya çalıştı.

Diktatörler insan değildir. Çünkü bütün vicdanlarını yitirmişlerdir. Herkesi ölüme mahkum etmekten zevk duyarlar.

Binlerce akademisyenin işine son verildi. Sorgusuz sualsiz açlığa mahkum edildiler. Hepsinin hakkını savunacağız.

Hava harp okulu öğrencisi Murat Tekin linç edildi. Bir öğrenci niye linç edildi? Faileri niye bulunmaz? Bunun hakkını biz savunacağız. Bu çocuk belki gidip oy da vermedi belki. Ama bunun hakkını da biz arayacağız. Biz adaleti savunuyoruz. Binlerce akademisyenin işine son verildi. Hep darbe dönemlerinde bu olur. 71 – 82 darbesinde oldu, şimdi 20 Temmuz darbesinde de oldu.

AÇLIK GREVİNDEKİ EĞİTİMCİLERE SELAM GÖNDERDİ

5 günlük er Ömer Kaya, 290 gün mapusta yattı. Yine 3 gündür asker, hala hapiste duruyor İsmail Sade. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işlerine son verildi. Öğretmen, çocuklarımızı yetiştiriyorlar. Bir yanlışları varsa söyleyin. Ellerine silah aldılarsa söylesin biz de bilelim. Ellerine bir kağıt almışlar, ‘işimizi istiyoruz’ Açlık grevi yaptılar. Biber gazından tutun, tekme tokata kadar her şeyi yaptılar. ‘En iyisi bunları terörist diye alalım hapse atalım’ Bugün ikisi de cezaevinde yatıyor. İkisine de selam gönderiyoruz.

Sadece darbe dönemlerinin özelliği, gazetecilere de düşmandır bunlar. Nerede bir özgür gazeteci varsa, hükümeti eleştiren varsa hapiste. Kadri Gürsel, Murat Aksoy, Ahmet Şık, Nazlı Ilıcak, Gökmen Ulu, Mediha Olgun niye hapiste? 156 gazeteci niye hapiste? Çünkü Türkiye bir darbe süreci yaşıyor. TBMM Başkanı’na söyledim. Aynen şu cümleleri kurdum, eğer bir ülkede 156 gazeteci hapisteyse siz o ülkede demokrasi olduğunu kimseye anlatamazsınız dedim.

‘ANAYASA MAHKEMESİ SINIFTA KALDI’

Murat Aksoy ve Atilla Taş, savcı dedi ki bunların tutuksuz yargılanmaları gerekir dedi, güzel. Hakim de aynı kararı verdi. Sizmisiniz bunların tutuksuz yargılanmalarını istiyorsunuz, hem savcıyı hem hakimi açığa aldılar. Kim? Hakimler Savcılar Kurulu. İkisi de açığa alındı. Diyorlar ki adalet var, kimse yargıya talimat veremez diyorlar. Peki kardeşim yargı varsa, hakim varsa, bu karara herkes uymak zorunda değil midir? Ama kim uymuyor? Diktatörler, darbeciler uymazlar.

Anayasa Mahkemesi sınıfta kalmıştır. AYM’nin saygıdeğer üyelerine seslenmek isterim. Neden karar vermiyorsunuz? Eski kararlarınıza neden sahip çıkmıyorsunuz? Eski kararlarınızın arkasında neden dik ve onurlu durmuyorsunuz. Milletvekilleri hapisteyken neden sessiz kalıyorsunuz? Neden şunu söylemiyorsunuz ‘milli iradeyi hapsemezsiniz’ neden diyemiyorsunuz?

Eğer diğer hakimlerin yaptığı gibi siz de çay toplamaya meyilliyseniz söyleyeceğim bir şey yok. Ama yok biz savcıyız, hukuk okuduk, biz adalet dağıtacağız diyorsanız saraya bakmayın.

‘NE DİYOR 138. MADDE?’

Darbecilerin bir özelliği daha var. Darbeciler yalan söylediklerine inanmazlar, her söylediklerinin doğru olduklarına inanıyorlar. Geçenlerde birisi demiş ki anayasa’nın 138’nci maddesi var… Ne diyor o madde?

“Hiçbir ogan, hiçbir makam, hiçbir merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez. Tavsiye ve telkinde bulunamaz.”

Doğru mu doğru. Ben buna uyuyorum. Bu düzenleme iktidar sahipleri için getirilmiştir. Şimdi ben burada açık ve net çağrı yapıyorum. Bana 138’nci maddeyi hatırlatan beyefendiye çağrı yapıyorum. Senin, hükümetinin, mahkemelere genelge gönderdiğini, talimat verdiğini ispat edersem görevinden onurlu namuslu bir insan gibi istifa edecek misin? Ben şu sözü veriyorum. Ben ispat edemezsem siyaseti bırakacağım. Çünkü ben namuslu ve onurlu bir insanım.

Ben kendisiyle muhatap olmak istemiyorum. Gel o zaman karşıma geç, gücün varsa, yetkin varsa, namustan onurdan söz ediyorsan gel karşıma senin televizyonunda oturup tartışalım.

Medeni iki insan gibi oturalım sen de konuş adaletten ben de konuşayım adaletten. Niye korkuyorsun? Vallahi ben adam dövmem, hakaret etmem. Otururum medeni insan gibi oturur konuşurum. Niye gelmiyorsun? “Sen benim dengim değilsin” diyor bazen. Bakın bu konuda onu iddia edecek kişi aslında benim. Ama olsun, onun gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için ben, seninle tartışmaya katlanıyorum ben.

Madem ki öyle diyorsan niye sabah öğle akşam bana sataşıyorsun arkadaş? O zaman gel otur karşıma, millete nasıl ders verilirmiş ben ona göstereceğim. Ben size bir sır vereyim, kimseyle paylaşmayın. Bütün bunlar 2019’un korkusu nedeniyle oluyor. Korkuyor. Ya koltuk giderse… Ya arkadaş koltuk kimseye baki değildir, koltuğun hakkını vereceksin. Sen kul hakkı yiyorsun, koltuğun hakkını vermiyorsun.”

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: