EMPERYALİSTLER ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİ KULLANARAK KEMALİZM’İ YIKIYOR

Bu aralar sıkça tartışılan bir konu CHP kendi çizgisinde mi ilerliyor? Üst üste alınan başarısızlıklar, politikalarda izlenen dengesizlikler bu konuyu yeniden gündeme getirdi. CHP Sosyal Demokrat mı? Yoksa Kemalist mi? Kemalist Portal olarak iki ideoloji arasındaki farkları Ali Çeçen’in tezinden faydalanarak araştırdık.

Türk devleti, küreselci güçler tarafından Uluslararası finans kapitalin çıkarları doğrultusunda yeni bir yapılanmaya doğru sürüklenirken, Kemalizm ulusal kurtuluş savaşı döneminden gelen, yüz yıla yakın milli bir birikimi temsil eder. Sosyal Demokrasi ise dünya kıtalarını beş yüz yıllık sömürge imparatorlukları ile yöneten Avrupa kıtasındaki siyasal gelişmelerin, bir buçuk asırlık bir dönem öncesinde ortaya çıkan bazı siyasal gelişmelerin Avrupa kökenli bir ideolojisi olarak, bugünün konumunda Batı emperyalizmin işbirlikçisi kadrolar tarafından Türk siyasal sahnesine Atatürk cumhuriyetini ortadan kaldırmak üzere monte edilir.

Atatürk Cumhuriyeti’nin çağdaş bir devlet yapılanması olarak dünyanın merkezinde ortaya çıkmasını sağlayan Kemalizm, bu ulus devleti dünya haritasından silmek isteyen emperyalizm ve Siyonizm’in, Sosyal Demokrasi kavramını gündeme getirerek bu kavram üzerinden Kemalist rejimi yıkmaya yöneldikleri anlaşılan bir uygulaması olarak ülkemize sokulur. Kemalist cumhuriyetin ulusal, üniter, merkez ve laik devlet modeli ortadan kaldırımak istenirken, geçmişin Avrupa’sında kalan bir Sosyal Demokrasi modeli Türkiye’ye taşınarak bölgesel yeniden yapılanma doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti de zorla yeni bir yapılanmaya doğru sürükleniyor.

Tezinde çarpıcı konulara yer veren Ali Çeçen’in yazısında geçen şu kısım Sosyal Demokrasi üzerinden ülkemize oynanan oyunu açığa seriyor;

” Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra yeryüzünde birçok devletteki sol akımlar gerilerken ya da tasfiye edilirken, Avrupa’daki Sosyal Demokrasiler de gerileyerek, çalışan halk tabanına ve işçi sınıfına dayanan geniş tabanlarını kaybederek, liberal politikaların etkisi altında kalmışlardır. Liberalizmin küresel emperyalizm ile uzlaşan ve uyuşan neo-liberal versiyonu küresel sermayeci güçler tarafından piyasaya sürülürken, ülkedeki ulusal cumhuriyetçi birikimi temsil eden Kemalizm düşman olarak ilan edilmiş ve Türk siyaset sahnesinden Kemalizm’in bütünüyle tasfiye edilmesi doğrultusunda Atatürk’ün Cumhuriyet devleti modeli de hedef alınarak, Rusya’nın kontrolü altındaki Hazar bölgesi ile İran’ın baskısı altına girmiş olan Orta Doğu’nun kuzey kısımlarına doğru geniş bir açılım yapılması gündeme getirilmiştir. Böylesine bir açılımda, Türkiye toprakları, Türk devletinin gücü, Türk ulusunun zenginliklerinin hepsi kullanılmak istenmekte ama bunun içinde Sosyal Demokrasi görünümü altında Kemalist Cumhuriyete son verilmek istenmektedir. Türkiye devletin tasfiyesi ile bir araziye dönüştürülerek ve üzerinde yaşamakta olan insan toplulukları kullanılarak bir yerlere doğru sürüklenmeye çalışılmaktadır.  “

CHP KULLANILIYOR

Sermaye birikim sürecinde Kemalizm’i ara rejim ideolojisi olarak kullanan ve bu doğrultuda Atatürk’ün partisinden bu ulusal ideolojiyi alarak anlam kaydırmasına sürükleyen zengin sınıflar, Türkiye’de doğru dürüst bir milli burjuvazi oluşturmadan hemen Batının kapitalist ülkeleriyle ortaklığa yönelince, bu kez Kemalizm’i kendileri için engel olarak görmeye başladılar.

Küresel ortaklıklar doğrultusunda sınır ötesi yayılmacılığa kalkıştıklarında Türk devletinin ulusal ve üniter yapısı onlara dar gelmeye başladı, daha geniş bölgesel federasyonlar arayışlar içine girdikleri aşamada Atatürk Cumhuriyetinin Kemalist modelini tasviye etmek üzere yeniden Sosyal Demokrasi’yi öne çıkardılar.

Ali Çeçen CHP içindeki dönüşümü kendi ağzından anlatıyor;

“Aslında küresel sermayenin yeni demokrasi sloganı altında bu yeni yapılanmayı zorlayan küresel emperyalistler, Yunanistan’da benzeri bir uygulama sonucunda bu ülkenin çökertilmesine giden yolu açmışlar, Türkiye’de tutturamadıkları Yeni Demokrasi politikasını Türk halkına Sosyal Demokrasi diye yutturabilmenin arayışı içine girmişlerdir. Kemalizm ilkeleriyle bağdaşmayan, Atatürk ilkelerine tamamen ters düşen bir Sosyal Demokrasi uygulamasını, kendi neoliberal düşünceleri ve çıkarları doğrultusunda zorla gündeme getiren zengin sınıflar, Beykoz konakları operasyonları ile Atatürk’ün partisinin meclis kadrolarını yenilerken küresel emperyalizmin yeni demokrasi anlayışını Sosyal Demokrasi diye yutturarak, Türkiye Cumhuriyetini devleti kuran parti üzerinden zoraki bir dönüşüme sürükleyebilmenin arayışı içine girmektedirler. Bu durum kamuoyunda giderek netleştikçe, Kemalizm’in hala partinin ambleminde ve programın var olduğu devlet kuran partinin giderek baraj altına düşebileceği görülmektedir. Bir devleti kuran partiye kendi kurduğu devleti tasfiye ettirecek kadar ileri giden emperyal müdahaleler karşısında, Türk halkı Batının dümen suyunda bir Sosyal Demokrasiyi değil ama tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist bir Kemalizm’i her geçen gün daha fazla arar duruma gelmiştir. Yirminci yüzyılda yaşanan olaylar, Kemalizm’in tam bağımsızlıkçı antiemperyalizmini ortaya koyduğu kadar, Sosyal Demokrasinin de Batı uydusu aldatıcı bir politika olduğunu her yönü ile göstermiştir.”

SOSYAL DEMOKRASİ VE KEMALİZM’İN İLKE FARKLILIĞI

Temel olarak Sosyal Demokrasi ve Kemalizm’in ilkeleri birbirinden tamamen farklı. Komünist Enternasyonel’in çökertilmesinden sonra, Batı emperyalizminin kontrolü altına giren ikinci Enternasyonel, uluslararası alandaki sosyalist görünümlü ama aslıda Batıcı bir platform olarak Sosyal Demokrasinin ilkelerini özet olarak şöyle saymak mümkün; Özgürlük, eşitlik, barış, dayanışma, adalet, kalkınma. Kemalizm’in temel ilkelesi arasında yer alan bağımsızlık ilkesi bu ilkeler arasında yer almasa da, bu ilke insanlığın içinde önemli bir yere sahip.

Sosyal Demokrasi sömürgelerden zenginleşen, Batının büyük devletleri ile o ülkelerde yaşayan çalışan halk kitleleri arasında bir uzlaşmanın rejimi olduğu için, bu düşüncenin ilkeleri Kemalizm’den çok farklı olarak gelişir. Kemalizm’de; halk var olma mücadelesi verirken, kendi ulusal, üniter ve merkezi devletini kurar yoksul bir halkın kendi geleceğini kurtarmak üzere ortaya koyduğu devlet modeli Kemalizm olarak uygulanır.

Sosyal demokrasi ise; beş yüz yıl dünya kıtalarını sömüren ve çok zenginleşen Batı ülkelerinin sahip olduğu zenginlikten biraz çalışan kesimlere pay aktararak, Sovyetler Birliğinde olduğu gibi sosyalist bir devrime giden yolun kesilmesi sürecinde gündeme gelen bir ara rejim oluşumu şeklinde ülkemize nüfus eder.

Devamını Ali Çeçen şöyle anlatıyor;

Gelişmiş Batı ülkeleri açısından Sosyal Demokrasinin ilkelerine bakıldığında, hiç birisine karşı çıkmak mümkün değildir. Ayrıca Batının dışında kalan diğer ülkeler açısından da Sosyal Demokrasinin temel ilkeleri her devletin siyasal programlar aracılığı ile ulaşması gereken ideal prensiplerdir. Daha çok Batının zengin toplumlarındaki refah devleti uygulamaları sırasında Sosyal Demokrat politikalar öne çıkarılmakta ve böylece halk kitlelerine refahtan pay aktarılarak, çalışan kitlelerin sistem dışı kalmaları önlenmektedir. Bir anlamda demokrasilerin sosyalleşmesi sağlanarak, Batı tipi rejimlerin sosyal tabanları genişletilmektedir.

     Sosyal Demokrasilerin dünya siyaset sahnesine çıkışında aslında beş ana yol görünmektedir. Bu yollar incelendiğinde, demokrasilerin sosyalleşmesi, sosyalizmin demokratikleşmesi, komünizme geçiş aşaması, refah devletinin uygulaması ve üçüncü dünya ülkelerinde sosyalizm ile liberalizm arasında üçüncü bir kalkınma yolu arayışı olarak Sosyal Demokrasilerin siyaset sahnesine çıktıkları görülmektedir. Türkiye’nin Batının dışında bırakılmış bir Asya ülkesi olarak geleceğe dönük gelişme çizgisi içinde bir ulus devlet formülü çerçevesinde Kemalizm öne geçmiştir. Sosyal Demokrasilerin dünya sahnesinde ortaya çıkış yollarından birisi olarak, beşinci yol yani üçüncü dünya ülkelerinde yeni bir gelişme çizgisi arayışı doğrultusunda Kemalizm ile bir paralellik düşünsel planda aranabilir. Ne var ki, Avrupa’nın dışında gerçek anlamda Sosyal Demokrasi uygulamalarının görülememesi nedeniyle, bu tür arayışlar Asya-Afrika ve Latin Amerika ülkelerindeki demokrasi içinde sosyalizm uygulamalarına dikkati çekmektedir. Bu gibi ülkelerde demokratik rejim içerisinde sosyal politikalar uygulayan partiler bir anlamda demokratik sosyalizmin açık uygulayıcısı olmuşlardır. Türkiye’nin milli bir devlet olması nedeniyle, Türkiye’deki benzer uygulamalar, demokrasi içerisinde devletçi ve sosyal politikaları öne çıkarmış ama Türkiye’nin özel koşulları ve devletin kurucu iradesi nedeniyle bütün bunlara Kemalizm olarak genel bir isim verilmiştir. Bir anlamda Kemalizm için, Türkiye’nin kurucu düşünce sistemi denilebilmektedir. Yoksul halk kitleleriyle çağdaş bir cumhuriyet devleti kurmak için yola çıkıldığında doğal olarak devletçi ve sosyalist uygulamalara yer verilmiş ve Atatürk Cumhuriyeti böylesine halkçı atılımlar ile meydana çıkarılabilmiştir. Ne var ki, bugünün koşullarında Batı merkezli küresel emperyalizm geçerli olduğu için, böyle bir yakınlaştırma denemesi geride kalmıştır.”

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: