Sıddık Sami Onar

Çok uzun yazmamaya özen göstereceğim. Bu günler 27 Mayıs’ı hazırlayan dönemlere denk geliyor. Türkiye 1960 baharında iyice kaynamaya başlamıştı. Ordu, halk, öğrenciler Demokrat Parti iktidarından oldukça rahatsızdı. Türkiye’de hükumet  yine  baskıları arttırdı. Daha öğrenciyiz, başımız şimdiden belaya girmesin diye de sıkı bir oto sansür  uyguluyoruz  kendimize.

Sıddık Sami Onar kimdir, tanır mısınız?

Türkiye’de üniversitelere siyasetin girdiği, kolluk kuvvetlerinin üniversitelerden çıkmadığı bu günlerde Sıddık Sami Onar yol göstericidir, aydınlatıcıdır, klavuzdur.

11 Kasım 1897’de İstanbul’da doğdu.  Liseyi Vefa Lisesi’nde bitirdi. Yükseköğrenimi İstanbul Hukuk Fakültesi’nde yaptı. Bir  ara Paris Üniversitesine devam etti. İlk görev aldığı yer İstanbul Ticaret Mahkemesi’nde hakimlikti.  Aynı yıl Mülkiye Mekteb’inde  devletler umumi hukuku, devletler hususi hukuku ve medeni hukuk okuttu. Hakimlikten ayrıldı, daha sonra Galatasaray Lisesi’nde İstatistik öğretmeni olarak çalıştı.

*

1933 Üniversite reformu ile İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde idare hukuku profesörlüğüne, 1934 yılında yine aynı dersin ordinaryüs profesörlüğüne atandı. O yıl içerisinde başarılarına bir yenisini daha ekleyerek dekanlık görevine geldi. 1933 yılında bugün İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi olan Sultanahmet Yüksek Ticaret Mektebi’nde icra ve iflas hukuku derslerine girdi. 1942’de ikinci kez hukuk fakültesi dekanı oldu. Türkiye Demokrat parti iktidarına kadar adım adım demokratikleşiyordu. 1946’da üniversitelerin özerk olması ile birlikte Türkiye tarihinin seçilen ilk rektörü oldu. Bu görevde 1949 yılına kadar kaldı. Tam bir Atatürk aşığıydı. Atatürk ilkeleriyle yetişmiş Türk bilim insanıydı.

*

1948 yılında Fransa’nın Touluse Üniversitesi’nde hukuk doktoru ünvanı aldı. 1949’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku ve İdare İlimleri Enstitüsü’nü kurdu. Ölümüne kadar bu enstitü’de müdürlük yaptı. 1959’da ikinci defa üniversite’nin rektörlüğüne seçildi. 1963 Kasım ayına kadar bu görevi sürdürdü. 1972 yılında İtalya Cumhurbaşkanı tarafından “Cumhuriyet Liyakat Nişanı” aldı. Türkiye’yi gururlandırdı.

Yaklaşık 50’ye yakın bilimsel çalışma yaptı. Ceza muhakemeleri usul kanunu, üniversiteler kanunu, seçim kanunu, maden kanunu gibi önemli hukuk metinlerinin hazırlanmasında etkin rol aldı. 1960 döneminde Türkiye’nin en özgürlükçü anayasasını hazırlayanlar arasında yer aldı, Türkiye’nin özgürleşmesinin mimarlarından oldu. Bilimsel kurulun başkanlığında yine onun ismi vardı. Onar’a takdim edilen bu görev tesadüf değildi.  Demokrat partinin faşizan iktidarı döneminde iktidar ve muhalefet arasında ipler gerilmişti. Menderes iktidarı tahkikat komisyonu  kurarak  CHP’yi bitirme girişiminde bulundu. Gazeteleri, dergileri, bütün süreli yayınları kapattı. Siyasi faaliyetleri, muhalif etkinlikleri, öğrenci protestolarını, memur grevlerini yasakladı. Sıkıyönetim uyguladı.  Ülke adeta yangın yerine dönmüştü. İşte Onar tamda bu günlerde dik durdu, cesur oldu, kendisini iktidara satmadı. 1960 döneminde üniversite’de gerçekleşen protestolarda öğrencilerinin yanında durdu, protestocular haklı dedi. Dediğini odasından söylemedi, kalktı, öğrencilerinin yanında durdu. Korumaya çalıştı, öğrencileri yatıştıramayan iktidar kolluk kuvvetlerini yolladı. Onar  üniversite’de protestolar yapan öğrencilerini koruduğu için dayak yedi, yerde sürüklendi, tekmelendi. 27 Mayıs sabahı Türkiye bambaşka bir dünya’ya uyandı. Ülke Menderes zorbalığından kurtulmuştu. Ülkeyi özgürleştirmek isteyen MBK Onar’ın da desteğini almaktan geri durmadı. Onar’ı göreve çağırdı. Onar koşarak gitti. Türkiye’nin en demokratik anayasası yapıldı. Vatandaş rahatladı, kargaşa ortamı yok oldu.

*

Anlatmak istediğim şudur;

Türkiye’nin öğrencilerine merhamet eden, onları düşman görmeyen, gerektiğinde yanında durmasını bilen böyle rektörlere ihtiyacı vardır.

Öğrenciler bir milletin düşmanları değil, geleceğidir. Buradan PKK sempatizanlığı yapan kişilere merhamet edilsin falan dediğimi çıkarmayın sakın. Onlarla kim, hangi rektör, hangi üniversite’de mücadele ediyorsa biz yanındayız.  Ama memleket için endişe eden öğrencilerde bizim canımızdır , geleceğimizdir, dünya’ya nam salmış Türk devletlerinin devamı, tuğlasıdır onlar. Sahip çıkalım!

Barış Yahya Çinçin

21.05.2017

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: