Kılıçdaroğlu’nun 16 Temmuz Darbe Girişimi için; “Kontrollü Darbe” nitelemesi yapmasının, 16 Nisan Halkoylaması’nda ne derece etkili olduğu bilinemez!

Y-CHP’lilere göre, bu söylem “hayır” oylarını artırmıştır.

İç siyaseti yakından izleyenler ise tam tersi sonuç verdiği düşüncesindedirler.

Kılıçdaroğlu, “Kontrollü Darbe” ile ne demek istediğini, darbe girişiminin bastırılmasından sonra yaşananlardan örnekler vererek açıklamıştır.

Ona göre; AKP iktidarı, bir darbe senaryosu hazırlayarak “tiyatro” gibi Türkiye sahnesine koymuştur.

Aradan 9 aydan fazla geçmesine rağmen; bu sakat fikrin kararlı savunucularına Y-CHP içerisinde hala rastlamak mümkündür.

Kılıçdaroğlu, “Kontrollü Darbe” tezinin temel dayanağı olarak:

Darbecilerin siyasi ayağına dokunulmaması, Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun asıl dinlenmesi gerekenleri çağırmaması, darbe girişimin saati ve FETÖ’nin Rus Büyükelçisini vuracak kadar gözü kara militanları olmasına rağmen, Cumhurbaşkanına karşı suikast eylemine girmemiş olmasını gösterilmektedir.

Bu fikrin savunucuları; AKP darbe yapmaya neden ihtiyaç duymuştur sorusuna da şu yanıtı

vermektedirler:

Bir:

Darbe olmasaydı, OHAL ilan edilemez ve on binlerce kişinin işine son verilerek yerine AKP’liler istihdam edilemezdi.

İki:

Darbeden sonra OHAL ilan edilerek, halk zapt-u rapt altına alınmış ve “Başkanlık Sistemi”ne kolayca geçilmiştir.

MHP desteğine rağmen, normal koşullarda halka “Başkanlık Sistemi” dayatılamazdı…

Bu noktada halkın gücüne bu kadar güvenen bu fikrin savunucuları, darbenin bastırılmasında halkın rolünü küçümseyerek, kendi fikirlerini çürütmektedirler.

***

Gelelim darbe girişiminin “kontrollü” olup olamayacağı hususuna:

Darbe girişimi için kontrollüdür demek:

Darbeye katılan güvenlik güçleri (asker-polis) ile karşı koyanların Erdoğan’ın kontrolünde olduğunu

kabul etmektir.

Güvenlik güçlerinin tümü Erdoğan’ın kontrolünde ise, darbe yapmasına ne gerek vardır?

Erdoğan istediği her şeyi yapıyordu ve yapabilirdi…

Meclis dışındaki muhalefetin, “Karşıdevrim” AKP’lilerin ise “Sessiz Devrim” olarak isimlendirdikleri süreci durdurabilecek örgütlü bir muhalefet ne yazık ki yoktu ve halen de örgütlenebilmiş değildir.

Dolayısıyla halkın sokağa inerek, antidemokratik uygulamalara karşı koyması beklenemez!

Meclis’teki muhalefet ise “Karşıdevrim”in yolundaki taşları temizlemekten başka bir iş yapmamıştır.

Bu konuda hafızalarınızı tazelemek için aşağıdaki bağlantıyı okumanızı şiddetle öneriyorum.(1)

Darbe girişiminin “kontrollü” olamayacağının bir diğer kanıtı, bu kadar geniş katılımlı bir eylemin gizli tutulmasının imkansızlığıdır.

Üçüncü kanıt; böyle bir tehlikeli eylemde bazı insanların yaşamını kaybetme olasılığının varlığıdır.

Recep Tayyip Erdoğan “başkan” olacak diye, hayatını ortaya koyacak kadar fanatik asker ve polislerin var olduğuna inanmak ayrı bir sorundur!

Sadece makarna ve bulgurla beslenenler için böyle derinlemesine bir değerlendirme yapılmasını beklemiyorum zaten.

Nitekim 248 kişi bu girişim sonunda yaşamını kaybetmiştir…

Yüzde 50 civarında halk desteğine sahip bir liderin, güvenlik güçlerinin tümü de yanında yer aldığı kabul edilirse yapamayacağı bir şey yoktur!

Ona karşı duracak halk bu ülkede yaşamıyor!

Gerçekte AKP iktidarı, FETÖ’nün darbe girişiminin bastırılmasını fırsata çevirmiş ve Fetulahçılarla birlikte başlattığı “Karşıdevrim”i, onları tasfiye ettikten sonra tek başına sürdürmüştür…

Bu noktada Y-CHP ile Y-MHP ise eski görevlerinin gereğini tam olarak yerine getirmişlerdir.

Y-MHP açıktan açığa AKP’yi desteklerken, Y-CHP biraz daha dikkatli bir dil kullanarak desteğini sürdürmüştür.

TBMM’nde anayasa değişiklik teklifi “gizli” olarak oylanması gerekirken açık oy kullanılmasına rağmen, ana muhalefetin bu konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürmemesini başka türlü izah etmek mümkün değildir.

Yüksek mahkemelere güven duyulmuyorsa, şimdi de bu başvuruları yapmayacaktı!..

Bütün bu girişimler halkı aldatmak içindir…

Meclis’teki muhalefet partilerinin, şu anda mevcut milletvekilliklerini korumanın ötesinde, siyasi bir

hedefleri yoktur.

AKP iktidarı da suret-i haktan gözükmek için her zaman onlara bu olanağı vermeye hazırdır.

Arada bir yaptıkları kayıkçı kavgalarına inanmamak salığın da ötesinde bir şeydir…

Kılıçdaroğlu’nun “Kontrollü Darbe” sözleri, kendi tabanını konsolide etmek ve samimi CHP’lileri,

muhalefet yaptığına inandırmak içindir..

Kaldı ki, darbelere karşı yapılacak olan ilk iş; düzenin kurumlarına müracaat etmek değil, sine-i millete dönmek olmalıdır.

Y-CHP’nin ise millete dönmekten ödü patlamaktadır.

Y-CHP’de milletvekili maaşından vaz geçebilecek çok az sayıda milletvekili vardır…

***

Denebilir ki:

ABD’nin kontrolünde başlayan darbe girişimi, güvenlik güçlerinin bir bölümünün karşı koyması ve halkın sokağa inmesi ile başarısızlığa uğramıştır.

Bu şekilde “Kontrollü darbe” küresel güçlerin kontrolünden çıkmıştır.

Bu durum karşısında, ABD’nin kara gücü olan PKK ve FETÖ’ye kol kanat geren Y-CHP şaşkın ördeğe dönmüştür.

Ama hala ABD ve AB’nin kontrol altındadır.

Mühürsüz zarfların geçerli sayılması nedeniyle Avrupa İnsan haklarına Başvurulacağını söyleyen Y-CHP Sözcüsü Selin Sayet Böke, bu açıklamasının arasına bile, PKK’nın siyasi uzantısı HDP milletvekillerinin serbest bırakılması isteğini sıkıştırıvermiştir…

Onların gündemi her zaman Türk halkının gündeminden başka olmuştur.

Kontrol altındaki muhalefetin kitle tabanının önemli bir kısmı, makarna ile beslenmektedir.

Dolayısıyla, kısa sürede olayları doğru analiz etme yeteneğinden yoksundurlar.

9 ayda bile FETÖ’cü Darbe Girişiminin arkasında ABD olduğunu kavrayamamışlardır!

8 başarısız seçim sonunda, hala aynı kişileri yönetimde tutma isteği gaflettir; bu kişilerin yönetimde kalma ısrarları ise küresel güçlere olan diyet borçlarının ödenemediğini gösterir.

Cemil Can

DİPNOT:

(1) Y-CHP’nin faaliyet raporu

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: