Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) Genel Başkanı Nurullah Ankut kurtuluspartisi.org internet sitesi üzerinden gündeme dair açıklamalarda bulundu. Nurullah Ankut yazısında Suriye’de devam eden savaşa dair çarpıcı noktalara değindi.

 

İşte o yazı;

Ufukta beliren kara felaket:

Suriye Ordusu’nun püskürttüğü, insan kasabı, Ortaçağcı caniler, öyle görünüyor ki Tayyip’in korumasında Türkiye’ye doluşacaklar

Bildiğimiz gibi, Suriye Ordusu birkaç gün önce 4 yıldan bu yana tarihi Halep şehrini elinde tutan, Türkiye’nin, daha doğrusu Kaçak Saraylı Reis’in AKP’gilleri’nin Suudi Arabistan ve Katar’ın desteklediği, El Kaide’nin Suriye kolu olan El Nusra ya da Nusra Cephesi, ya da Fetih Ordusu ağırlıklı ve önderlikli; hepsi de birbiriyle aynı yolun yolcusu olan Ortaçağcı, insanlık düşmanı Cihatçı örgütler kuşatıldı ve teslime zorlandı.

Hiçbir kaçış yolu bırakılmayan ve savaşma gücü de son derece, yaratılan tecritten dolayı, azalmış bulunan bu insan kafası kesip insan kanı içen, insan yüreği yiyen, kadınları cariyeleştirip çocukları bile katleden CIA-Pentagon Dincisi Cihatçılar, kurtuluşu teslim olmakta buldular.

Silahlarını bıraktılar, Suriye Ordusu’na teslim ettiler ve ordunun gözetiminde otobüslerle Türkiye sınırına 50 km mesafede bulunan İdlib şehrine getirildiler.

Zaten burada daha önceden yenilerek toplanmış bulunan 10.000 aynı kategorideki Ortaçağcı Cihatçı bulunmaktaydı. Şimdi, 4.500 Ortaçağcı da Halep’ten buraya getirildi. Etti sayıları 14.500.

Bu şehir, Türk Ordusu’nun da bulunduğu ve karargâh olarak kullandığı bir şehirdir. Yani Türk Askerleriyle Ortaçağcılar burada yan yanadır, iç içedir.

Rusya’nın havadan vurması, Suriye Ordusu’yla Hasan Nasrallah’ın ya da Lübnan Hizbullahı’nın savaşçılarının karadan yürümesi, savaşması ve şehri kuşatıp düşürmesiyle Türkiye’nin Suriye’deki Ortaçağcılara silah ve yeni savaşçı gönderme imkânı da ortadan büyük ölçüde kalkmış oldu.

Bu sebeple de, Suriye’de Muaviye-Yezid ya da CIA-Pentagon İslamcıları için, sonun başlangıcı gerçekleşmiş oldu. Bizce, Suriye’de hiçbir şansları kalmadı, bu insanlık düşmanı canavarların.

Beşşar Esad, son derece kararlı, moralli ve direngen bir önderdir. Halkıyla da kaynaşmış ve onun desteğini almış bir önderdir.

Ne dedi geçenlerde?

“Bir karış toprağımızı bile bu teröristlere bırakmayacağız. Tüm ülkemiz kurtulmadan, savaşımızı bitirmeyeceğiz.”

Gidiş de o yöndedir, başarıyla sürmektedir.

Suriye’de bu canavarlara yer kalmayınca, ne yapacak bunlar?

Yaşadıkları ağır hezimetin ve yıllardır süren savaşın yorgunluğu ve bitkinliğiyle kendilerini Kaçak Saraylı Reis’in koruyup kollaması altında Türkiye’ye atacaklardır. Güney illerimizden başlamak üzere, Türkiye’ye girecekler, oradan bütün şehirlerimize, kasabalarımıza yayılacaklardır.

Düşünebiliyor musunuz, karşılaşacağımız felaketi, arkadaşlar?

5 yıldan bu yana, insan kafası kesen, kadınları cariyeleştiren, çocukları esirleştiren, zaman zaman da katleden bu cellâtlar sürüsü, halkımızın arasına karışacaktır. Bir anlamda, sürü içine girmiş kurtlar gibi… Çünkü insanlıktan çıkmış, çıkarılmış, canavarlaştırılmış ve o işte ustalaşmış; ayrıca da örgütlü savaşma geleneğine sahip yaratıklardır bunlar. Ülkemiz içinde de hep örgütlü, birbirleriyle irtibatlı çalışacaklardır, yaşayacaklardır.

Ayrıca da bunlar, ağır ve hafif olmak üzere tüm savaş silahlarının kullanımını çok iyi bilmektedirler. Şartların elverdiği ölçüde hafif silahlarını da bir şekilde beraberlerinde getirmeleri zor olmayacaktır.

Tüm bunlara ilaveten, bunlar, Kaçak Saraylı Reis’in ve onun AKP’gilleri’nin koruyucu kanatları altında olacaklardır hep. Halkımızın alınteri olan kamu kaynakları ve devlet hazinesinin paraları, açık ve dolaylı yollardan bunlara sunulacaktır.

Ve de, en vahimi, Kaçak Saraylı Reis ve avanesi yani AKP’giller, iktidarının tehlikeye girmesi durumunda ya da kendisine karşı Gezi İsyanı’mız benzeri bir halk hareketiyle karşılaştığı durumlarda bu savaş tecrübesine sahip Ortaçağcı katilleri, hüloogg’cu yandaşlarıyla beraber, kullanıma sokacaktır. Zaten, Polisi, MİT’i, Jandarmayı kendi yandaşı güçler haline getirdiği için; laik, yurtsever, Mustafa Kemalci, antiemperyalist halk hareketine karşı savaşa süreceği Ortaçağcıların ne kadarının yerli, ne kadarının yabancı olduğu tespit edilemeyecektir.

Böyle bir kara tehlikenin, kara belanın ya da kara felaketin eşantiyon babında bir örneğine iki gün önce tanık olduk, arkadaşlar.

İki gün önce, şu enteresan durumla karşılaştık:

Kaçak Saraylı Reis, Halep’ten “Esed’in zulmünden kaçan masum ve mazlum bir aile” diye Suriyeli bir çiftle üç çocuğunu ağırladı, Kaçak ve de Haram Sarayı’nda. Her zaman yaptığı gibi, rolünü çok iyi oynadı. Eşiyle birlikte sevgi gülücükleri dağıttı, Suriyeli yavruları çok sevmiş gibi tavırlar sergiledi. Velhasıl, acındırdı insanlarımızı Suriyelilere.

Gerçekten de durumu bilmeyen, “Ya bakın, böylesine masum ve mazlum bir aile. Beşşar Esad Ordusu’nun saldırısı sonrasında Halep’i yani vatanlarını terk edip canlarını kurtarmak için kendilerini Türkiye’ye atmışlar.”, der. Ve bu kanıya varış da son derece normal olur.

İsterseniz, görelim bir, Kaçak Saraylı’nın Haram Sarayı’ndaki bu Suriyeli aileyle çevirdiği filmi:

Ne kadar etkileyici görüntüler, değil mi?

Hani halkımız der ya “Kâfiri bile imana getirir”, diye; işte öyle…

Fakat hepimizin bildiği gibi, çağımız iletişim çağı. Bu çağda gerçeklerin gizli kalması, hele hele uzun yıllar gizli kalması neredeyse imkânsız gibi.

Kaçak Saraylı ve eşinin Suriyeli aileyle çevirdiği bu filmin bir gün sonrasındaysa, işin aslı ortaya çıkıverdi, güm diye. Yani helvacı kabağı gibi gerçek ayan beyan, herkesçe görülüverdi. Tabiî görmek isteyen herkesçe…

Şimdi de onu görelim:

İşte, yüzyüze olduğumuz gerçek bu, arkadaşlar. Yarın Suriye’den püskürtülen bu cani güruhu, tıpkı yukarıdaki gibi, gelecekler ülkemize, karışacaklar aramıza. Hem de örgütlü olarak… Yani Caniler Çetesi olarak…

Ve de Kaçak Saraylı’nın korumasında, kollamasında ve en vahimi de kullanımında olarak…

15 Temmuz’dan bu yana, hastanelere giden arkadaşlarımız tanık olmuştur. Ben bizzat tanık oldum. Polikliniklerin önündeki en uzun kuyruklar hep rapor kuyrukları olmaktadır.

Ben bile, tahmin edemediğim için sordum; ne raporu, ehliyet filan mı, diye hemen önümdeki kısa sakallı, 30’lu yaşlardaki kişiye…

“Yok amca”, dedi, “silah ruhsatı alma raporu için burada insanlar.”

Hani bir iki ay kadar önce, Rize Valisi de yakınarak şu açıklamada bulunmuştu:

“Rize Valisi Erdoğan Bektaş, valilik bünyesindeki Köylere Hizmet Götürme Birliği’ne bağış yapılması koşuluyla silah ruhsatı vermeye başladıklarını belirterek, yoğun taleple karşılaştıklarını açıkladı. Bektaş, “Manisa’da 2 yılda verdiğim silah ruhsatının 5 katını Rize’de 3 ayda verdim” dedi.

“Rize’de uydudan ulusal yayın yapan bir televizyon kanalının canlı yayın programına katılan Vali Erdoğan Bektaş, Rize’deki silah potansiyelinden rahatsız olduğunu, kentte silah sesleri duymak istemediğini söyledi. Silahı sınırlamak gerektiğini ifade eden Bektaş, “Rize’de yaşayan herkesin silah taşıma ihtiyacı yoktur. Çocuklar mermi sesi ile yaşamamalı.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/619278/Vali_acikladi__Bagis_yapana_ruhsat_veriyoruz__silah_satislari_patladi.html)

Ruhsat almak isteyen bu insanların ezici çoğunluğu, Kaçak Saraylı’nın taraftarlarıdır, bizce.

Zaten o taraftarların önemli bir kısmı silahlanmış durumda da, yalnız ruhsatları yok. Şimdi artık ruhsata da sahip olacaklar ve silahları bellerinde dolaşacaklar aramızda.

Bu, Kaçak Saraylı’nın da talebidir aslında. Tabiî o, açıktan söyleyemez bu türden isteklerini. Yandaşlarına söyletir. Söyletti de. İşte kaşar Ortaçağcı, laiklik ve Mustafa Kemal düşmanı Abdurrahman Dilipak’ın, ki şu anda da AKP’giller’in Yeni Akit Gazetesi’nde yazmaktadır, şöyle dile getirmişti bu isteklerini:

Dilipak: Silahı olan yanına alsın

“Abdurrahman Dilipak, askeri birliklerde hareketlilik iddialarının ortaya çıkmasının ardından çağrıda bulundu…

“Yeni Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, 2. darbe girişimi iddialarının ortaya atılmasıyla, Micro Blog Sitesi Twitter hesabı üzerinden halka silahlanın çağrısında bulundu.

“Sosyal medyada bu gece için bir yandan teyakkuz çağrısı yapılırken, gazeteci Abdurrahman Dilipak da ruhsatlı silahı olanların polisle hareket etmesini istedi.

“Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, Twitter hesabı üzerinden paylaştığı mesajlarında, sokaklara çıkacak kişilere ‘tavsiyelerde’ bulundu. (http://www.timeturk.com/dilipak-silahi-olan-yanina-alsin/haber-213457)

Evet, arkadaşlar. Bu vatan millet ve halk düşmanları kendi zulüm ve vurgun düzenlerinin sarsılmakta olduğunu gördükleri anda, her türlü cinayeti işlemekten ve kartliamı yapmaktan geri durmayacaklardır.

Bunların köprüde asker başı kesmek, hele de 21 yaşında oraya “tatbikat var” denilerek komutanlarının emri ile getirilmiş bulunan bir Hava Harp Okulu öğrencisini, boynunu keserek aynı zamanda da ağzını burnunu kapatıp boğarak öldürmek çok hoşlarına gitmiştir.

Oysa o genç, melekler kadar temiz bir yüze, görünüme ve ruha sahipti. Hiç acımadan, tıpkı Suriye’deki Ortaçağcılar gibi, iki gün önce askerlerimizi yakan caniler gibi, aynı canavarlıkla, aynı ruh haliyle katletmişlerdir bu gencimizi. Üstelik de ailesi günler sonra tesadüfen görmüştür, bulmuştur, ulaşmıştır, oğullarının cesedine. Bu kez de, bu masum, mazlum, melek kalpli gencin cenazesine mezarlıkları yasaklamışlardır. Cenaze törenindeki dini görevi yerine getirecek imam bulmasını engellemişlerdir. Aile, resmi imam olmamakla birlikte, İslami ritüelleri bilen bir yakınlarının aracılığıyla çocuklarını dini vecibelere uygun biçimde defnedebilmiştir.

İsterseniz bu gencimizi de, suretinden olsun görelim bir:

Biz hep deriz ya, arkadaşlar:

Kaçak Saraylı Reis’in AKP’gilleri’nin, Pensilvanyalı İmam’ın tarikat mensuplarının vb.’lerinin Suriye’deki ABD yetiştirmesi Cihatçılardan zerrece farkları yoktur, diye. İşte öyle…

Bunlarda da acıma hissi yok. Vicdan, merhamet yok. Bunlar da insan başı kesici, bunlar da her türlü işkenceyi, zulmü, duraksamadan yapıcı…

Beşşar Esad liderliğindeki Suriye Ordusu, önümüzdeki aylarda İdlib’in de içinde bulunduğu tüm işgal altındaki illerini kurtaracaktır, bu Cihatçı canilerden. Yani sıra İdlib’e ve benzerlerine de gelecektir.

O zaman da başta İdlib’teki 14.500 Ortaçağcı Cihatçı olmak üzere, Suriye’nin pek çok bölgesindeki Cihatçılar Türkiye’ye gelecek, getirilecektir.

Bilindiği gibi, bunların Irak’ta da artık durumları çok kötüdür. Orada da art arda ağır yenilgilere uğramaktadırlar. Bu sebeple, Suriye’dekilerin bizce bir bölümü Irak’a geçebilir, oradaki Cihatçılara destek amacıyla. Ama, büyük çoğunluğu Türkiye’ye gelmeyi tercih edecektir.

Kaçak Saraylı Reis, öyle görünüyor ki, yaptığı bunca kötülük yetmezmiş gibi, bir de böylesi ağır bir felaketle yüzyüze getirecektir halkımızı.

Onlardan başka ne beklenir ki…

Bunlar, yüz yıl daha iktidarda dursalar, yapacakları yine aynı şeydir. Yani 14 yıldan bu yana yapageldikleridir. Başka türlü davranamazlar.

Her canlı gibi onların da yapıp ettiği “cibilliyetleri iktizasıdır.” Yani doğaları gereğidir. Neylersiniz…

Ama her şeyin olduğu gibi, bunların da bir sonu olacak. Evet, olacak… Muhakkak olacak…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

24 Aralık 2016

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: